Gaziantep Üniversitesi

GAZİANTEP ÜNİVERSİTESİ

English
 
ANA SAYFA
16 Mart Öğretmen Okulları Kuruluşunun 167.yıldönümü sebebiyle düzenlenen etkinliklerden biri de öğretmenlerin mesleğe dair anılarını paylaşmasıdır. Arş.Gör.İ.Derya Deniz tarafından derlenen anılar aşağıdadır.
17 Mart 2015 16:48:03
GAZİANTEP EĞİTİM FAKÜLTESİ - Aslı KOÇ

.

·Öğrencilere çikolatalı ekmek sözüm vardı. Sınıfa: “İyi okuyanlara, yarın çikolatalı ekmek getireceğim.” dedim. Parmak kaldıran ve okuması pekiyi olmayan bir kız öğrencim söz alarak, “Öğretmenim ben iyi okuyamazsam sadece ekmek verirsiniz, he?” dedi.

·Birinci sınıfa giden gürbüz bir erkek öğrencim, öğle arası annesinin koyduğu beslenmesini yerken benim beslenmemin olmadığını fark etmiş. Bu yüzden annesinin cüzdanını aklına getirmiş ve sonunda 30 TL parayıkimse görmeden almış. Ertesi gün okula elindeki parayı getirip bana verdi çünkübenim beslenmem yokmuş, ben dekendime beslenme alayım diye getirmiş. Ben, onupohpohlayıp; “Hadi harcayalım parayı.” diyerek sonunda parayı nasıl aldığını söylemeye ikna ettim. Annesi sabaha kadar parayı aramış tabii.

·Okul sütünün dağıtıldığı ilk gündü. Bir öğrencim oturmuş ağlıyordu. “Kızım, niye ağlıyorsun, sen süt içmiyor musun evde?” diye sordum. Öğrencimin cevabı manidar: “Öğretmenim benim içtiğim süt ineğin sütüydü.”

·Bir gün sınıfta hapşırdım. Öğrencim de; “Çok yaşa, öğretmenim!” dedi. Ben de “Hep beraber.” diye karşılık verince bütün öğrenciler hep bir ağızdan“Çoookyaşaa!” diye bağırdı. Bizim ufaklıklar, hepsinin bir ağızdan çok yaşa, demelerini istediğimi sanmıştı.

·Şırnak, İdil’de mesleğe ilk kez başladığım yıl, öğrencilerde gözlemlediğim bir durum vardı. Bahçe kapısından hangi öğretmen girerse girsin koşa koşa yanına gelip gülümseyen bir yüzle; “Günaydın öğretmenim.” diyorlardı. İlk zamanlar, “Bir öğrenci, günaydın demek için neden bu kadar çaba sarf eder ki?” diye söyleniyordum. Sonra anladım ki insan yoksun olduğu şeyi arardı. Sevgiden yoksun bir hayat, bu elzem ihtiyacı çevresindeki diğer kişilerde gidermek isteyecekti. Bunu fark ettikten sonra o gün, ruh halim nasıl olursa olsun bütün öğrencilerimi selamlayarak ve hepsine gülümseyerek başladım günlerime. Nihayetinde sevgi ihtiyacı giderildiğinde öğrenme kapıları sonuna kadar açılıyordu. Sevginizi verdiğiniz herkes size bağlılığını ve güvenini artırır.

·Okul kış şartlarından dolayı üçgün tatil olmuştu. Biröğrencim: “Öğretmenim bu tatil çok, ben galiba ‘seni’özleyeceğim.” demişti.

·Biröğrencimin annesi ile babasıayrılmıştı. Babası,çocuğu annesine göstermiyordu. Hatta bana annesinin öldüğünüsöylemişti.Birgünsınıfa geldim, birkadınkapıdaağlıyordu. “İbrahim’in annesiyim, İbrahim’i göstermiyorlar bana.” dedi.Şoke olmuştum, “Ben sizi öldü,biliyordum.”dedim. Sonra,günlerce öğrencininbabasını ikna etmeye çalıştık. Artıköğrencim annesinin evine de gidip geliyor,annesi ile görüşüyordu.Öğrencimbundan önce çok kötüdurumdaydı, konuşmuyordu, süreklialtınııslatıyordu. Şimdi öğrencimin durumu düzeldi. O artık okuyabiliyor ve sosyal iletişim kurabiliyordu.

·ÖğretmenMetehan,cometothe board.
ArdaÖğretmenim,“Cometothe board” Metehan’ın İngilizce’simi?

·İkinci sınıflarda; "What's your name?" konusu ile ilgili etkinlik yaparken herkesin adını sorduktan sonra kendi adımı sordum. Öğrenciler kendi adım yerine hepbir ağızdan “İngilizceee” diye bağırdılar.

·Öğretmen bir anne gibi şefkatli olmalı. Köyde görev yaparken bir öğrencimin annesi köyden ayrılmak zorunda kalmıştı. Köyü terk ederken yanıma geldi ve hıçkırıklarla ağlayarak; "Ben gidiyorum, çocuğumun emaneti size." dedi. Çok duygulandım. O öğrencimi iki sene okuttum. Gözüm hep üzerinde oldu. O küçücük haliyle kocaman bir yük taşıyordu. Şu anda yazarken bile duygulandım.

·Öğretmenler özellikle de sınıf öğretmenleri iyi bir gözlemci olmalı. Bir gün sabahleyin sınıfa girdim. Her zaman olduğu gibi öğrencilerimle teker teker kısa bir göz teması kuruyordum. Öğrencilerimden birinin gözünde bir anormallik gördüm. Ailesini aradım, bu çocuğu çok acele doktora götürün, dedim. Köy arabası gitti, yarın götürebiliriz, dediler. Ertesi gün çocuğu aile hekimine götürmüşler. Geldiler, gözünde bir şey yokmuş, dediler. Bir sonraki gün çocuk geldi; çocukta göz kayması fark ettim. Aileyi çağırdım. Israrla çocuğun gözünü gösterdim. Biz anormal bir şey görmüyoruz, dediler. Hatta başka bir öğretmenimize gösterdim, o da bir şey görmediğini söyledi. Sinirlendim. Çocuğu biraz uzaklaştırdım. Şimdi bana bakar mısın, dedim çocuğa. Çocuğun gözlerindeki kayma uzaktan fark edildi. Anne ağlamaya başladı. Hemen göz doktoruna götürdüler. Çok ciddi bir problem çıktı. Doktor, iyi ki hemen getirmişsiniz, demiş. Çocuk üniversite hastanesine gönderildi.

·İlkokul öğrencileri genelde öğretmenlerinin her şeyi bildiklerini düşünür. Bir gün akşam telefonum çaldı. Bir velim öğrencimin ısrarıyla "Hoca Hanım, bizim inek ne zaman doğurur?" diye sordu, belirtilerini anlattı. Ben de bir hesaplama yaptım, eli kulağında, ineğin yanından ayrılmayın, dedim. İnanmadılar, “Hoca sen de bir şey bilmiyorsun, daha bunun on günü var.” dediler. İnek gece geç saatlerde doğurmuş. Sabah bir bakmışlar ineğin yanında buzağı var. Sabahleyin okula "ağız" getirdiler, hocalarla yedik.

·Hatay'da Suriye sınırında bir köy. O köyde bir ilkokul. Anadil Arapça. Bir sınıf öğretmeninin Türkçe okuma yazma öğretmek için çok fazla çırpındığı bir yer. Hem de şehirlerdeki çocuklara göre hazırlanan kitaplarla… Okuma yazmaya kıt kanaat geçen çocukların Türkçe kitaplarında bir okuma metni. Köyde isimler Abdulbasit, Ahmet, Mehmet, Neval, Radiye, Ferize iken orda Can, Berk, Beste, Damla... Okumanın bir yerinde okuyan öğrenciyi durdurup filanca işi yapan kim deyip 'Beste' ismini söylemesini bekliyorum. Kimseden ses çıkmayınca okuyan öğrenciye "Kimmiş kızım?" diyorum. Durup bekliyor ve "Hımm besmele miydi besleme miydi neydi?" diyor. Tabi gülümsüyorum bir yarım tebessümle. "Ahh Beste ahh!" diyorum, "Sen bize göre fazla şehirlisin."

·Atandığım ilk yer olan Yavuzeli’nde ilk dersime tamamen İngilizcekonuşarak başladığımdan hemde ismim öğrencilerime farklı geldiğinden dersin ortasında öğrencimin biri "Hocam, Türkçesini söylermisiniz?" dediğinde diğer bir öğrenci gayet ciddi bir şekilde: “Oğlum hoca İngiliz, nasıl çevirsin?" demişti. Tabii sonrası kahkaha…

·Üçüncü sınıflarda "DO YOU run/swing...?" çalıştık. Bir sonraki haftasınıfta “Body parts”yani “Vücudumuzun bölümleri” konusunu öğreneceğiz dedim. Bir öğrenci: "Duyu organları yani" dedi. Diğer öğrenci gülerek cevap verdi: “Biz DU YU konusunu geçen hafta öğrendik yahu!" Öğrencinin aklı geçen hafta öğrendiğimiz “DO YOU…?” kalıbına gitmiş meğer.

·Yüksekova’da 3 yıldır görev yapan bir öğretmen olarak yazıyorum bu satırları. Bildiğiniz üzere Hakkâri, Yüksekova;Türkiye’nin en doğusunda bulunan, çevresindeki illere göre uzak bir bölgede yer alıyor. Bu yüzden dışa kapalı bir bölge. Havası kurak ve islidir. Gökyüzü simsiyah belki havasından belki de çekilen sıkıntılardan kimbilir?.. Bizler de çocuklarda renkli bir bakış açısı oluşturabilmek baktıkları yerleri güzelleştirebilmek adına okulun ve sınıfın duvarlarını boyamayı düşündük.Yaşadıkları bölgeyi değiştiremiyoruz ama belki hayallerini, bakış açılarını değiştirebilir,güzelleştirebilir ve renklendirebiliriz. Küçücük, masum yürekleri sevindirebilmek hayatlarında yer edinmek öğretmenlik mesleğinin parayla karşılanamayacak ama vicdanen sizi doyuracak getirilerindendir. Eğer çocukları ve onları mutlu etmeyi seviyorsanız öğretmenlik tam size göre bir meslek. Şahsen önceliğim öğretim değil, yaşadığım yerdeki çocukları eğitim yönünden geliştirebilmek onları küçük yaşta eğitip önce ailelerine sonra da vatana yararlı bireyler haline gelmelerine yardımcı olabilmek. Umarım sizler de bu düşünceler içerisinde mesleğinizi en iyi şekilde icra edersiniz.

·İki yıl önce, medyada kıyamet kopacağı haberleri yaygındı. Öğrencilere: “Yarın kıyamet kopacakmış duydunuz mu?” diye sordum. Öğrencinin biri şaşırdı: “Oyyy öğretmenim yarın bizim beden dersi varidiii!” demişti. (Trabzon, Tonya’da bir ilkokul)

Tasarım ~GAÜN Bilgi İşlem WebGrubu